31 Temmuz 2014 Perşembe

Ben de bir Fangirl olacağım!

Arkadaşlarım sezon sezon dizi bitirirken ben bir bölüm bile izlemeye üşenen bir insanım. 20 diziyi idare eden biliyorum. Rekorum 5 dizi. Onları da maksimum 3. sezona kadar izleyebildim. Hep film insanı olmuşumdur. Bana göre değil sezonlarca sürecek olaylar. Bir olay başlıyorsa sündürmeden sonanlanacak bir şekilde ve ben bu sonun ne zaman geleceğini bileceğim. En fazla 120 dk içinde. Play tuşuna basacağım ve arkama yaslanıp tek seferlik ilişkimin tadını çıkaracağım. Her hafta, sezon aralarında da aylarca bölüm gözlemeyeceğim. Biliyorum siz severek ve heyecanla yapıyorsunuz bunu fakat ben sanki bir görevmiş havasına bürünüyorum ve bu nedense beni strese sokuyor. Zaten bu yüzden hiç bir zaman fangirl olamadım ya.. Bu açıdan çok renkli bir sınıf bizimkisi. Heyecanlı heyecanlı dizilerinin son bölümünü tartışanlar, şarkıcılarının konser takvimini ezberleyip sevdiği aktörün aşk hayatını düzenli olarak kontrol edenleer.. vs. vs. Okulumuz en sağlam fangirlleri yetiştiriyor (jdkfhvkjsdlfhdlkah).
Bir kaç ay önce ben de bu akıma kapıldım ve tam bir sosyal medya starı olan arkadaşım Elif'e gittim dedim ki "ben de fangirl olmak istiyorum, kimi seçeceğim?" Tamam dedi gel seni de fangirl yapalım, dedim nasıl olacak, bana sevdiğin şarkıcıları falan söyle dedi, başladım saymaya fakat çoğu ya hayatta değildi ya da fangirl olunamayacak kadar ağır başlı insanlardı. 10. dk dan sonra Elif 'böyle olmaz sana bi boyband bulalım' dedi. BOYBAND??! BANA??!! BOYBAND??! Dedim orda duuur. Anladım ki bana göre değil bu fangirllük hikayesi. Fanfriend, fanstudent, fanchild, fanreader falan olurdum belki fakat sanırım benim yapıma tersti bu iş. Ben severim bir müziği dinlerim biter, severim bi filmi izlerim biter, bi oyuncuyu yakışıklı/güzel bulurum, üç-beş fotoğrafını atarım telefonuma biter. Belki de bu halimin sebebi onları aşırı normalleştirmem, "onlar da senin benim gibi insan, ne diye peşinden koşayım" durumuna getiriyorum olayı. Pekala pekala taşlamayın beni. Üşengeçliğimin de bunda payı olabilir. Zaten biliyonuz bağlanma problemlerim falan fişman feşmekan. Ama sanmayın ki biz de bir stalker değiliz! Bizim de kendimize göre araştırdığımız okuduğumuz şeyler var evelallah ;). Gel gelelim şu fangirl olma hikayesi benim için hiç başlamadan böylece bitmiş oldu. Fangirllere saygımız sonsuz. Azminize sağlık...

27 Temmuz 2014 Pazar

"Akışına Bırak"

Bu defa ne üzerine yazacağımı düşünmeden geçiyorum bilgisayarın başına. Ne konum var ne yönüm ne kurgum. Ne fikrim var ne zikrim. Güzel bir müzik açtım, böyle hayal kurmaya yardımcı olandan. Bi film izlemiştim "We bought a zoo" diye. Hiç unutamadığım bi repliği var; ihtiyacın olan tek şey 20 saniyelik deli cesareti. Belki cümle tam olarak böyle değildir. Şu geçmek üzere olduğumuz 1 ay boyunca hayatım alt üst oldu. Belki altı üstünden daha güzeldi, fakat tüm dengem şaştı. İki gün önce kendimi fabrika ayarlarıma aldım. yemek düzenime geri döndüm, uyku düzenime geri döndüm, aptal şarkılardan kurtuldum. Tüm yaptığım 1 dakikalık mantıklı cesaretti. Olup bitmişti işte. Bulutların üstündeydim sanki, o çetrefilli lunapark oyuncaklarından birine binmiştim sanki, uzun süre dalgalı bir deniz yolculuğu yapmıştım sanki, yere indiğimde hala sallanıyordum. Birden yer çekimine kavuştum. Neden bahsettiğime dair bir fikriniz yok biliyorum. Üstü kapalı konuşmak en iyi yaptığım şeylerden biri. İma etmek, laf çarpmak, merak uyandırmak, konuyu değiştirmek. Size tüm hünerlerimi gösteriyorum şu an. Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki aslında. Bu defa ben biçimlendirmeden çıkıyor kelimeler, süsleyemiyorum cümlelerimi, konuya göre üslup katamıyorum yazarken, sanki parmaklarım yazıyor sadece. Saldım kendimi öylece. Arada kalbim bi kelime atıyor ortaya ve siz böylelikle neden bahsettiğimi az çok anlayabiliyorsunuz sonra aklım giriyor işin içine ve siz birden afallıyorsunuz. Bir önceki cümleden habersiz bir sonraki cümleyi düşünmeden yazıyorum. Tıpkı bu ay yaptığım gibi. 1 dk sonramın ne olacağı tamamen meçhuldü. Her zaman 10 hamle sonrayı düşünen ben bulunduğum ana sıkışıp kalmıştım. Depresyona girdim sanmam bu yüzdendi. Kendimi bilmediği bir yerde yalnız bırakmıştım. Bu ay en çok duyduğum cümle "akışına bırak kendini" oldu. Öyle yaptım. Yapamadım. Yapmak istemedim. Ama yaptım. Her zaman satranç çakması olan hayatım tenis kortuna döndü bu ay. Ne gelirse vurdum öylece. Var gücümle. Bu yıl temmuz ayı benim doğum günüm oldu. Ben bu ay biraz daha büyüdüm. Birazdan yazdıklarımı en az iki defa okuyacağım, imla hatalarını düzelteceğim, şurası eksik olmuş diyeceğim, tam anlamı verememişim diyeceğim, belki memnun olmayacağım bu yazıdan ve taslaklara atacağım. Tüm ay duygularıma yaptığım gibi. Her yazı sonunda yaptığım gibi soracağım kendime; ne veriyorum bu yazımda okuyanlara? Fazla irdelemeyeceğim yazdıklarımı, cümlelerin üzerinde ikinci defa düşünmeyeceğim, "ama daha söyleyeceklerim vardı" diye hırpalamayacağım kendimi. Bu ay söyleyeceklerimin çoğu içimde kaldı, söylemeyi beklemediklerimi söyleyiverdim. Çokta iyi yaptım be. Helal bana. Bu yazının bir ana fikri yok, ben kendimi döküverdim ortaya, ne çıkarsa nasibinize..

20 Temmuz 2014 Pazar

İşte Bütün Mesele Bu.

İnsan, bilhassa kadın erkek münasebetleri o kadar karmakarışık ve arzularımız, hislerimiz o kadar anlaşılmaz ve bulanık ki, hiç kimse ne yaptığını bilmiyor ve akıntıya kapılıp gidiyor. Ben bunu istemiyorum. Beni yüzde yüz doyurmayan, bana tam manasıyla lüzumlu görünmeyen şeyleri yapmak beni kendi gözümde küçültüyor. 
Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali.

Bence tüm idrak etmemiz gereken şey bu. 

8 Temmuz 2014 Salı

Anne Demek;

Bu yazıyı çok önceleri bir blogda okumuştum çok da beğenmiş kaydetmiştim fakat maalesef ki adresi kaydetmemişim. Normalde aldığım yeri belirtmeden bir yazı paylaşmam ama çok beğendim ve sizlerinde okumasını istiyorum, tekrar belirtmek istiyorum yazı bana ait değildir, kim yazdıysa ellerine sağlık, kesinlikle çok iyi.

Anne demek ;

* Yenilen her lokmadan sonra alkış kıyamet koparan,şenlik havasına
bürünendir.

* Çıkan her pirinç tanesi diş için tüm hısım akrabaya telefon açandır.

* Tüm hafta hayalini kurduğu pazar kahvaltısına oturup asla yiyemeden
kalkandır.

* Sabaha kadar kırk sefer uyanarak,sabah kalkıp zombi gibi işe gitmektir.

* İşten eve geç gelmenin vicdan azabıyla bebeklerinin yanına kıvrılıp
saatlerce koklayandır.

* Tatil yapamamanın kitabını yazandır.

* Eskiden hergün uğradığı kuaförünün yolunu unutandır.

* Çaydanlığın kapağı ile pet şişeyi kapatmaya çalışandır.

* Parça pinçik olmuş pazar gazetesini birleştirip okumaya çalışandır.

* Gecenin bir yarısı gözü kapalı süt ısıtıp,gözü kapalı geri dönendir.

* Saatlerce leblebi parmaklı ayakları öpmekten sonsuz keyif alandır.

* Temcid pilavı tadındaki baby tv yi seyretmektir.* Bebek şef şarkısı
söyleyerek,fırsat bu fırsat deyip birşeyler yedirmeye çalışmaktır.

* Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak,mısırı tanelere ayırmaktır.

* İşten yeni gelmiş ve içeri ilk adımı atmışken,”Anne atttaaaaa”
sözleriyle çark edip,en yakın parkın yolunu tutmaktır.

* Anne demek bebek havuzunda yüzmektir.

* Başka bir anneyi nerede görürse görsün “Seni çok iyi anlıyorum tatlım
“bakışı atandır.

* Aşı takvimini ezbere bilendir.

* Kazara kendi için alışverişe gidip nasıl olduysa bebek kıyafeti dolu
poşetlerle geri dönendir.

* Ne kadar sert olursa olsun hayır demeyi beceremeyendir.

* İşe yetişmek için düğmelerini bahçede ilikleyendir.

* Uyduruk ninni besteleyendir.

* Çantasında sürekli Oyuncak kurbacık,ıslak mendil ve kreker taşıyandır.

* Son teknoloji telefonu denize atıldığında ,diken diken olmuş her bir
saçına rağmen,annecim telefonlar yüzemez diyebilendir.

* Anne demek eskisinden bin kat daha güçlü olmak demektir.

* Anne demek hayatının sonuna kadar ve sonunun da ötesinde birileri için
endişelenmektir.

* Anne demek iki küçük melekle,gururla,küçük dağları ben yarattım
edasında yürüyebilmektir.

* Anne demek yüreğini parçalara bölüp her bir parçayı özenle onlara
sunmaktır.


* Anne demek 9 ay karnında taşımak değil,ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşımaktır.