Yazmaya nasıl başladığımı daha doğrusu nasıl tutkum haline
geldiğini özetleyeyim:
6. sınıftaydım ve
hatırladığım kadarıyla süzme melankolik ergendim. Sürekli bir şeylerin
triplerine giriyordum, saçma saçma müzikler -korkmayın tripkolik değildi- asık
surat falan falan. O dönemde yalnızlaştırmıştım kendimi, ya kulaklık ya kitap
anlayacağınız. Neyse ki kitaplarım vardı, iyi ki kitaplarım vardı. İlk başta çerez diye tabir ettiğim kitapları okuyordum, onun bunun günlüğü, en yakın arkadaşım falan tarzı.Git gide kitap okumanın inceliklerini fark etmeye başladım. Kaliteli kitap nerededir? nasıldır? nasıl olmalıdır? gibi statüler belirledim. İlginçtir ki iyi okuyucular her zaman yazmaya meyillidirler. Benimki de öyle gelişti. Başkalarının yazdıkları benim zihnimi doldurup ufkumu genişletiyorsa benim yazdıklarımda içimi boşaltmama yarayabilirdi. İlk başta sadece melankolik şeyler yazdım. Baktım iyice ilerliyor dedim ben bir defter alayım içimden ne geliyorsa yazayım. Hepsi birbirinden farklı tarzdaki defterlerim hala duruyor. İyi ki de duruyor böylelikle yazma dönemlerimi gruplandırabiliyorum. İlk aşama; Aşırı Melankolik İsyan İçerikli Dönem. İkinci aşama; Laubali Bir Üslup. Üçüncü ve şu an ki aşama;( ). Gördüğünüz gibi boş, çünkü şu an ki aşamaya isim veremedim. Galiba bir kaç yıl sonra geri dönüp yazdıklarımı okuduğumda uygun bir nitelendirmede bulunacağım ama şunu söylemeliyim ki ayaklarımın yere bastığı kesin.
Şimdi şöyle bir düşünüyorumda sanırım hayatımda yaptığım en doğru işlerden biri erken yaşta yazmaya başlamak olmuş. Bazen oturup hepsini tek tek okurum, gülerim, şaşırırım, hatırlarım, hüzünlenirim. Geçmişten bir şeyler taşımak, tamamen o zamanki "sen"e ait bir şeyler bulundurmak kendinize verebileceğiniz en güzel hediyelerden.