- İnsan yüzleşmekten kaçtığı şeyi önce reddediyor.
- Ölümüne reddediyor.
- Reddetmek ve bu savında haklı olduğuna kendini inandırmak için delice bir çırpınışa giriyor, yalan yanlış, eğri büğrü, yarım yamalakne varsa, ne bulursa gözlerine sürüyor.
- Gözlerine sürüyor diyorum çünkü aklı gözlerine inmiş oluyor.
- Öyle şiddetli öyle hırslı bir mücadeleye giriyor ki asıl mücadele ettiğinin kendi olduğunu anlayamıyor.
- Çünkü insan bilmez ki eğer mücadelesi karşı tarafla olsa bu denli diş bileyemez.
- Çünkü insan bilmez en çok kendine sinirleneceğini.
- Çünkü insan bilmez en harlı ateşin bile en fazla bir gün süreceğini eğer ki o ateş içinde değilse.
- Sonra ne olur?
- Bakar ki bu şeyle mücadele edemiyor, ikna edemiyor, e yüzleşemiyor da, e enine boyuna ortaya serme cesaretine de sahip değil çünkü biliyor ucu ona dokunacak,
- İnkar yerini şiddetli bir taaruza bırakıyor. Taaruz ki ne taaruz!
- İnsan çok iyi biliyor ki saldırısı ne kadar şiddetli ve haşin olursa ne kadar güçlü ateş ederse vicdanının sesini, ah pardon karşının sesini o denli kolay bastırabilir.
- Kendinden böylelikle uzaklaşabilir ve "düşmanı olduğu idda ettiği" karşıya odaklanabilir.
- Baş edemiyorsan yok et!
- Çünkü insan aslında kendi yanlışlarını, acizliğinin görmekten o kadar korkuyor ki içinin derinliklerine ulaşmamak için "en doğru" etiketini kendine güzelce yapıştırıyor.
- Ta ki dışardakiler ve bizzat kendi vicdanı gerçeği görmeyene, duymayana dek...
- Fakat hayat bu ya, gün gelip de biri o etiketi biraz zedeleyince, içerisi biraz hava alıp kıpraşınca insan kendine bile inandırdığı bu yalanın bozulma korkusuyla telaşlanıp afallıyor ve etiketi kurcalayana olan kinini kusuyor, başa sardık...
İnsan bu dediklerimin hiç birini bilmiyor.
Çünkü bunlar rafa kaldırdığımız gerçekler.
İnsan bu dediklerimin hiç birini dinlemiyor/bilmiyor;
Çünkü insan önce reddediyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder