17 Haziran 2017 Cumartesi

Sezon Finali

Hafiften eskice bir arabanın içindeyim. Klasiklerden bir tane değil. Öyle klişe değil. Gün batmak üzere ve günün o ışığı en güzel anında sürüyorum. Cam açık, arada serin genelde ılık esiyor. Güneşe doğru sürüyorum. Gözlerimi kısmaktan göz kapaklarım acımış ama yine de güneş gözlüğüm yok çünkü dedim ya günün ışığı en güzel anı. Omuzlarım ağrıyor. Dokununca acıyan cinsten. Arada boynumu kıtırdatıyorum. Yol bomboş. Evet bu klişe. Ağaçsız, çırılçıplak bir yol, gittikçe hafif bir eğimle tırmanıyor. Sağ deniz, uçurum. Ağaçlıklar aşağıda. Sol kayalık ve kocaman dağ. Denizin bir kısmında ufuk bomboş, uçsuz bucaksız. Bir kısımda ise devasa yüce dağlar. Sıralama yapacak olursam en sevdiğim ilk üç manzara: 1-dağ 2-yeşil 3-deniz. Ucu gözükmeyen deniz. sımsıkı ağaçlar ve göklere değen tepeler. 
  Yan koltukta pet şişede su var ve her zamanki gibi çok susasam bile üstünden azıcık içilmiş. Ve muhtemelen bir daha içilmeden unutulacak. Asla radyo açık değil. Çıt çıkmamalı ve çıkmıyor. Kuş da mı uçmaz? Uçmuyor. Sadece rüzgar. Ve teker/motor sesi. Ondan da sıkılıyorum ve durduruyorum arabayı. Öyle yolun ortasında değil tabiki. Sağda yol biraz genişliyor. Uçuruma doğru ama korksam da yanaşabilirim. Filmlerde görüyorum hep yanaşıyorlar. Motor susuyor. Ellerim kucağımda. Bazen hiç kıpırdamamaya çalışırım. Nefesimi bile tutarım. Senin tabirinle açarım yine eşek gözlerimi kocaman. Yine öyle anlardan.
  Çok yavaşça nefesimi verip iniyorum. Kapıyı kapatınca da bir süre kıpırdamıyorum. Bir ağaç olsaydı oturup sırtımı yaslardım. Sırtımı yaslamadan oturmayı hiç sevmiyorum. Uzun boylu olunca zor oluyor. Ama hiç ağaç yok. Yine de uca doğru yaklaşıp oturuyorum. İlk önce sırtım dimdik. Çok sürmeyecek yorulup kamburlaşacağım ama o sahnede dimdik durmam lazım. Işık çok güzel. Güneş tam denizin üstünden batacak ve değmesine çok az kaldı. Ne harika manzara ama! Dingin bir tebessüm var yüzümde. Aslında gülümsemiyorum ama baksan gülüyorum sanarsın. Sanırım güzel gözüküyorum o kadrajda. 
  Bacaklarım da ağrımış. Saat geç sayılmaz ama uykum da geliyor. Dedim ya yorulmuşum. Üstelik daha yolum da var. 
Sevdiklerim napıyor, aklıma geliyorlar bir an ama çok da ona odaklanamıyorum o an. Telefonum arkada ve muhtemelen şarjı bitik ve muhtemelen yine ulaşamıyorlar bana. Olsun, alışkınlar. 
Kamera beni orada öylece bırakıp gittikçe yükseliyor, tepeden bir nokta gibi gözüküyorum artık. Bir süre beni öylece izliyor ve kadrajını yavaşça gün batımına doğru çeviriyor... 


Bu dönem sonunda bitti. Ve işte aynen böyle hissediyorum…