Bir keresinde birine ‘sen bana gerçekten kötülük yapsan bile benim onu algılamam üç yıl falan sürer heralde, çünkü senden asla öyle bir şey beklemem demiştim. Beni çok iyi tanıyan daha doğrusu ‘tanımak isteyen’ biriydi. Her hareketime her söylediğime dikkat eden, neye ne tepki vereceğimi, ne sevdiğimi ne sevmediğimi bilen, ihtiyacım olsa, gel desem nolursa olsun gelecek biriydi. Ben ona bunu söyledikten bir-iki hafta sonra bana kimsenin atmadığı bir kazık attı. Ne harika bir son değil mi :) Üç yıl sürmese de bu durumu algılamam ve kabullenmem cidden uzun sürdü. ‘Ama nasıl olur aklım almıyo’ diyerek geçirdim günlerimi. Fakat hayat bu, hiçbir şeyden fazlaca emin olmamak, garanti gözüyle bakmamak ve asla asla dememek lazım ;).
Bu olay git gide bende şöyle bir duygu uyandırmaya başladı: Beni en iyi tanıyor dediğim insan bana bunu yapıyorsa belki yarısı kadar tanımayan yakınlarım neler yapmaz? Tamam belki bu fazlaca paranoyak bir düşünce, elbette böyle ömür geçmez ama bu biraz da hayat kurtarıcı olabilir. Azıcık bir dikkat ve bir nebze objektif bakışla, hiç şüphe etmeyeceğiniz arkadaşlarınızın bile aslında sizin gösterdiğiniz ve size gösterdiğini sandığınızdan çok daha az değer verdiğini görüyorsunuz. İlişkinizi, onun sizle olan iletişimini, onun başkalarıyla olan iletişimini düşününce farkına varıyorsunuz. Bu kullanma klavuzu tadında üslubun sebebi bizzat kendime deneyimlemiş olmam. ‘Kendini harcatmama klavuzu’ diyebiliriz ya da daha doğrusu ‘erken tedbir ilişki kurtarır.’ Peki ben bunu fark ettim ve naptım? Derhal o kişiye bu konuyu açtım, tartıştım ve hayatımdan çıkardım? Elbette hayır. Sonuçta bunca zaman değer verdiğin insanı tek kalemde kötü bir bitirişle hayatından çıkarmak kendine gereksiz sorun çıkarmaktan farksız. Olan yine sana oluyor. O yüzden bu seçeneği şiddetle eliyorum.
Tekrar. Bunu fark ettim ve naptım? Somut olarak hiç bir şey. Sadece soyut düşüncelerin ve hislerin güncellemesi. Durumu algılamak ve bundan sonra ona göre davranmak. Fakat bu şu demek değil, ona tripli ve soğuk davranmak. Hayır. İletişimim, tavrım hala aynı ama kendi içimde o kadar sevgi dolu ve fedakar değilim sanırım. E Çünkü başka napabilirsin ki? ‘Neden bana daha az değer veriyorsun? ya da ‘Neden değer bilememezlik yapıyorsun? mu diyeceksin. Eee? Kimin nasıl hissedeceğine karışamazsın ki. Hepimiz yetişkin insanlarız ve hepimizin kendi ahlaki yargıları var sen kimi nasıl değiştireceksin, neyin mücadelesini vereceksin? Belki yaptığı üzücü kırıcı ama hata mı? Ona göre değil. Eeee? Herkes isteyerek veya istemeyerek seçimlerini yapar ve sonuçlarıyla yüzleşir. Bunun sonucu da sendeki değerini kaybetmek. Ama biz illa o da bunu görsün istiyoruz. Yıllardır bitmedi şu ‘kaybettiğin kıza dön bir bak istedim’ tribi. Bana kalırsa kendiyle barışık olan, başkalarından bağımsız olarak kendine saygı duyan biri zaten buna gerek duymaz (artık gerisini siz düşünün)
Sonuç olarak ben bir şeyleri kendi içimde çözdüm. rafları boşalttım, tozlarını aldım, tekrardan daha düzenli bir şekilde yerleştirdim. Eşyaların ruhu duymadı, ama içim ferahladı ;)