OKUYUCUYA NOT: Okumadan önce videodaki şarkıyı başlatırsanız sevinirim.
Salı gününe denk geliyordu sanırım, en sevdiğimiz gündü anaokulunda çünkü sadece o gün süt yerine meyve suyu almamıza izin verirlerdi. Vişneli olanı hemen bitirirlerdi, Eren'in en sevdiği vişneli olandı, ben karışık severdim. O gün gizlice mutfağa sızıp onun için vişneli ayırmıştım. Bunun için anaokuluna epey erken gitmem gerekmişti. Hatta ilk ben gitmişim, hocalarımız bile daha gelmemişti. Habibe abla vardı, etrafı o çekip çevirirdi -ismi o zamanlar bana çok ilginç gelmişti, hafızama kazımış olmalıyım ki hala unutmam- o bana kapıyı açmıştı. O hep çok erken gelirdi. Babamın işe gitme saati olduğu için o bırakmıştı beni. "Çok erken değil mi bu saat Seda?" demişti babam, vişne suyunu ayırcam diyemezdim herhalde, yıl sonu müsameresinin provası var demiştim. 5 yaşımda olduğuma bakmayın, müsamere diyecek kadar kelime bilgim vardı.
Sınıfa gidip her zamanki yerime oturdum, herkes her seferinde farklı yerlere otururdu yalnızca ben aynı yere oturuyordum. Eren de bunu bildiği için benden önce geldiği zamanlar oraya eşyalarını koyardı, kimse oturmasın diye, yani ben öyle tahmin ediyorum, ben gelince usulca alırdı onları. O gün erken gittiğim için kurulmuştum "yerime". Resim yapıyor, diğerlerinin gelmesini bekliyordum. Yavaş yavaş doldu sınıf. Eren 8.40 gibi orada olurdu, annesi her gün aynı saatte bırakıyordu. Saat 8.45..gelmedi.. 8.55..hala yok..9.00..gelmedi..9.30..gelmedi.. Gözlerimin dolduğunu hatırlıyorum. Çok saçmaydı. Yapıştırma dağıtmaya başlamıştı hocamız, "öğretmenim bana bir tane fazla verir misiniz, Eren gelince ona vereceğim" demiştim, "Tatlım Eren kaydını aldırdı, gelmeyecek artık." Gelmeyecek artık..Gelmeyecek artık.. Çok hüzünlü bakmış olmalıyım ki "iyi misin Sedacım?" demişti hocam. İyiyim öğretmenim dedim başladım ağlamaya. Çocuk olduğuma göre bu yaptığım garip karşılanamazdı. O gün salıydı. Salı günü okul bırakılmazdı ki! Vişne suyu günüydü o gün. Kimse öyle bir günde okul bırakmazdı. Bir arkadaşından taşındıkları için bırakmak zorunda kaldığını duydum. Anaokulumuzun servisi vardı, servisler her yerden alabilirdi öğrencileri. Bir başkası babasının işi nedeniyle şehir dışına gittiklerini söylemişti. Öğle yemeği vakti gelmişti, çantamdan vişne suyunu çıkardım, en sevmediğim oydu, hepsini içtim. Karışık olanı bile içerken paketi bitiremezdim -zaten başladığım her şeyi yarım bırakırdım- tüm paketi içtim. Eve gitme vakti gelmişti, babam bi türlü gelmiyordu, herkes gitmişti işte, bir ben kalmıştım, hocam "babanı aramamı ister misin canım?" demişti, ağlamaya başlamıştım, o gün 7. ağlayışım olmuştu. Babam geldi sonunda. Trafiğe takılmış. Ertesi gün çarşambaydı, Çok soğuk bir gündü. Hastalandım. Çok hastalandım. Üzüntüden falan değil. Her zamanki bendim işte. Anaokulundan aldılar beni. Bir daha da başka yere gitmedim. Anaokulunun bana ağır geldiğini, orada üşüttüğümü düşündüler. 1 buçuk ay olmuştu sanırım oraya başlayalı. 1 buçuk ay olmuştu sanırım Eren'i tanıyalı. Hiç konuşmadığınız biriyle arkadaş olabilir misiniz? O söylemeden onunla ilgili her şeyi bilebilir misiniz? Konuşmadan iletişime geçebilir misiniz? Ne fark vardı aslında. Bizim aramızdaki şey tamamen görünmezdi zaten. Şimdi birde onu görmemem gerekecekti, o kadar. O bağı hala hissediyordum ben. O bir yerde süt görünce beni düşünecekti, ben o saatten sonra vişne suyunu çok sevmeye başlayacaktım. O bir sürü kızla tanışacaktı, konuşacaktı, ben bir sürü yeni ortama girecektim, sustuğumuz zamanlar bizim olacaktı. Ve aradan kaç yıl geçecekti, bir gün uyanacaktım, bambaşka hayatlarda, 90 km den fazla mesafede, yine hasta olarak, bir mesaj alacaktım, biri bana soracaktı; Sütünü alabilir miyim?....O gün günlerden Salıydı....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder